Kültür Eleştirisi, Tekdüzelik ve Başkaldırı
Ali Aydın

Ali Aydın

GÜNDEM DIŞI

Kültür Eleştirisi, Tekdüzelik ve Başkaldırı

23 Nisan 2019 - 17:41

Adorno ile Horkheimer, Aydınlanmanın Diyalektiği’nde kültür endüstrisinin kapitalizmin tahakkümünü yaygınlaştırmak ve insanları ve onların kültürler değerlerini, teknolojiyi kullanarak nasıl metalaştırdıklarını ve aklı nasıl araçsallaştırdıklarını açıklamaktadırlar. Bu düşünürlere göre, endüstri ve teknoloji seçkin kişilerin karını arttırmak ve iktidarlıklarını pekiştirmek için kullanılan bir sistemin, insanların emeklerini dahi metalaştırarak kendi çıkarları peşinden koşmaktansa sisteme hizmet eden birer aygıta dönüştürmektedir.

Bu kapitalist üretim sürecinde bireyler adil olmayan bu düzeni meşru görmekte ve kendilerini köleleştiren bu düzenin devamını sağlamak için emek harcamaktadır. Bu süreç, kişilerin hem akıl hem de düş gücünü köreltmektedir. Kapitalist üretim ilişkilerinde gerçekler, egemen olan sınıf tarafından üretilmektedir. Egemen sınıfın çıkarları doğrultusunda kitleler yönlendirilmektedir. Bütün amaç adil olmayan bu düzeni meşru kılmaktır. “Günümüzde kültür her şeye benzerlik bulaştırır” diyen Adorno, radyo, sinema ve dergiler gibi kitle iletişim araçlarının bir sistem medyana getirdiğini ve bu sistemin kendi içinde bir bütün olarak söz birliği içerisinde bulunduğunu belirtir. Adorno’ya göre “tekel koşullarında tüm kitle kültürü kendi içinde özdeştir ve bu kültürün iskeleti, yani tekel tarafından imal edilen kavramsal ana hatları belirlemeye başlamaktadır. Dümenin başındakiler, tekelin varlığını örtbas etme konusunda artık kaygı duymamaktadır; öyle ki varlığı itiraf edilirken ne kadar arsız olunursa gücü o kadar artar.”  

Tocqueville’in yüz yıl önce yaptığı çözümlemenin, geçen zaman içinde tümüyle doğru olduğunu söyleyen Adorno’ya göre, “özel kültür tekellerinin egemenliği altında ‘tiranlık bedeni özgür bırakır ve saldırısını ruha yöneltir’. Hükümdar artık, ‘benim gibi düşünmelisin ya da ölmelisin,’ demez. Şöyle der: ‘Benim gibi düşünmemekte özgürsün; yaşamın, malın, mülkün, her şeyin sende kalacak, ama bugünden itibaren aramızda bir yabancısın.” Kültür endüstrisi özgürleştirmez tam tersine var olan düzene uyum sağlamaya zorlar. Kültür endüstrisinin etkinliğinin bu denli baskın olmasının temel nedeni ideolojinin gücü ve bilincin yerini uyumluluğun almasıdır. Kapitalist toplumda eğlence anlayışının da çalışmanın bir uzantısı, bir devamı olduğundan söz eden Adorno, bu durmu şu sözlerle dile getirir:

“Eğlence, geç kapitalizm koşullarında çalışmanın uzantısıdır. Mekanikleştirilmiş emek süreciyle yeniden baş edebilmek için ondan kaçmak isteyen kimselerin aradığı bir şeydir. Ama aynı zamanda mekanikleştirme, boş zamanı olan kimseler ve onların mutluluğu üzerinde öyle bir güce sahiptir ki, eğlence metaların üretimini temelden belirleyerek bu kimselere boş zamanlarında emek süreçlerinin kopyasından başka bir şey yaşatmaz.” 

Kapitalist toplumun eğlence kültürü, boş zamanların da, çalışma saatlerinden farksız bir biçimde, insanı edilgenleştiren bir dizi eylemden ibarettir. Genellikle alışveriş merkezleri, futbol maçları, birahaneler, televizyon karşısında ya da bilgisayar oyunlarıyla günün yorgunluğu atılmak istenmektedir. Son yıllarda artan serbest zaman olanakları, özgürleşimci yeni bir kültürü arayabilen insan haline dönüşme yeteneğini gösterememiştir.

Ünsal Oskay’a göre Shakespeare’i, Dante’yi okumak için kullanılmayan iş dışı zaman olanakları bugün toplumsal hiyerarşide daha yukarılara erişebilmek için acımasızca, yırtıcı bir insana dönüşme pratikleri için kullanılmaktadır. Erich Fromm da iş dışı zamanda insanların rahatlamak istediklerinden söz ederek, çağdaş insanın tembellik arzusunun yaşamın tek düzeliğine karşı bir isyan olduğunu söyler. Fromm’a göre insan, günün sekiz saatini kendisini ilgilendirmeyen amaçlar peşinde ve istemediği bir biçimde harcamaya zorlandığı için başkaldırır; bu başkaldırma çocukça bir kendini bırakma biçiminde olmaktadır. Bu nedenle de insan, üstünlüğe karşı giriştiği savaşta akıl dışı yetkelerin dayattığı disipline de, kendi kendine koyduğu akla yatkın disipline de güvenini yitirmektedir. Oysa bu disiplin olmazsa yaşam darmadağın olur, karışır, belli bir şey üzerinde yoğunlaşamaz.

Kültür endüstrisi ve kapitalist üretim ilişkileri çağdaş insanın yaşamını böyle darmadağın etmektedir. İş dışı zaman pratikleri iş süreçlerinden daha fazla var olan düzene karşı uyumlanma ve tahakküm sürecine dönüşmektedir.

Kaynaklar

- Erol Mutlu, "Kitle İletişim Kuramları" içinde Jack Zipes, "Frankfurt Okulu ve Kültür Eleştirisi"
- Ünsal Oskay, "Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım"
Levent Yaylagül, "Kitle İletişim Kuramları Egemen ve Eleştirel Yaklaşımlar"
Adorno-Horkheimer, "Aydınlanmanın Diyalektiği"
Erich Fromm, "Sevme Sanatı"

YORUMLAR

  • 1 Yorum