Dünya'da en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundayız

Türkiye'de yaşanan mülteci krizinin sosyolojik ve ekonomik etkilerini sizler için derledik. Yaşanan savaşlardan dolayı ülkemiz milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapıyor. Mülteci krizinin olumlu ve olumsuz bütün sonuçlarını haberimizin içeriğinde detaylı olarak görebilirsiniz...

Dünya'da en çok mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundayız
19 Nisan 2022 - 17:05 - Güncelleme: 21 Nisan 2022 - 23:09

Haber / Rabia Kurt

Türkiye'de yaşanan mülteci krizinin sosyolojik ve ekonomik etkilerini sizler için derledik. Yaşanan savaşlardan dolayı ülkemiz milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapıyor. Mülteci krizinin olumlu ve olumsuz bütün sonuçlarını haberimizin içeriğinde detaylı olarak görebilirsiniz...

Ülkemizde son yıllar da artan mülteci sorunu her geçen gün daha da ağır bir hale geliyor. Sınırlarımız da olan savaş ve Orta Doğu’da yaşanan savaşlardan dolayı şuan milyonlarca mülteci ülkemizin farklı illerine yerleşmiş durumda. Türkiye’nin bu kadar mülteciye ev sahipliği yapması he ne kadar Avrupa ülkelerini memnun etse de, ülkemizin vatandaşları bu durumdan oldukça rahatsız durumdalar.Hükümet yetkilileri bu durumu Ensar-Muhacir olarak ele alıyorlar ama bir çok insan ve yetkili ileri de bu düzensiz göçlerin ülkeye ciddi mana da zarar vereceğini açıklıyorlar.


Dünya’da en çok mülteciye ve sahipliği yapan ülke konumundayız. Sosyal ve siyasal olarak çok ciddi problem teşkil edecek sayıda mülteci var. Özellikle Suriye’den gelen mülteciler kronik bir sorun oluşturuyorlar. Kamplarda yaşayanlar: Barınma, beslenme, eğitim, sağlık, güvenlik vb. ihtiyaçları bakımından koruma altındadır ve burada yaşayanlar birçok hizmete sorunsuz ulaşabilir.

Türkiye’nin Mülteci Politikası

Bir kriz yönetim politikası olarak bilinen mülteci politikası, kamu politikası alt dalı olarak, sığınmacıların yerleşim problemlerinden, hukuki statülerine kadar pek çok soruna çare bulmaya yönelik bir süreçtir. Türkiye’de uzun tarihi boyunca, hem Osmanlı İmparatorluğu döneminde, hem de Cumhuriyet sonrasında, farklı boyutlarda ve farklı niteliklerde göç hareketleri meydana gelmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin izlediği mülteci politikası, Osmanlı Devletinin izlediği mülteci politikasına karşın daha katı olarak nitelendirilebilmektedir.
Türkiye, Suriyeli mülteciler konusunda, “açık kapı politikası” işlemiş ve geçmişteki uygulamalardan farklı bir yol benimsemiştir. Buna bağlı olarak Ekim 2011 yılında İçişleri Bakanlığının aldığı karar ile Türkiye’de kayıtlı olan Suriyeli sığınmacılara “geçici koruma statüsü” verilmiştir. Bu statü, Suriyelilere sınırsız kalış ve zorla geri gönderilmeme gibi imkânlar sağlamıştır.

Bu açıdan, coğrafi konumu itibariyle Türkiye gibi olan ülkelerin, mültecilerin topluma muhtemel katılımını kolaylaştıracak uzun dönemli politikalar üretmesi gerektiği söylenebilir.
Suriye savaşının başlamasının üzerinde neredeyse 12 yıl geçti. Bu süreçte gelen bu insanların geleceği ile ilgili kimsenin somut ve elle tutulur bir önerisi ya da projesi yok. Zaman geçtikçe bu problemin çözümü daha da garip hale geliyor. Bunun sonucu olarak Türkiye’ye adapte olamamış yetişkinlerin yanında iki kültür arasında kalan ve büyüyen çocukları daha belirsiz bir gelecek beklemekte. Doğrudan veya dolaylı olarak dahil olduğumuz bir çatışma sonucunda yaralanan veya yer değiştirmek zorunda kalan kişilere karşı sorumluluğumuz vardır ve buna göre hareket etmeliyiz.

Ucuz iş gücünün olumlu-olumsuz etkisi

Suriyeli mültecilerin Türkiye'deki ekonomik etkilerine genel olarak bakıldığında, iç içe geçmiş riskler ve fırsatlar ortaya çıkıyor. Suriyeli mültecilerin genelde Türkiye ekonomisine özelde ise yerel ekonomiye katkı sağladığı söylenebilir. Yerel halk, Suriyeli mültecilerin  yanlarında getirdikleri nakit ve değerli eşyaları pazara getirmelerini memnuniyetle karşıladı.Bu iki faktöre ek olarak, Suriyeli mültecilerin çalışma izinleri olmamasına rağmen yasadışı, düşük ücretli işçi olarak çalıştırılması işverenler, özellikle de vasıfsız işçiler tarafından olumlu karşılandı.Suriyeli mültecilerin pazardaki çalışmaları ve göçten kaynaklanan nüfus artışı, imalat ve perakende ticarete bir canlanma getirdi.

Ayrıca devletin  verdiği hizmetlerde kullandığı malları yerel satıcıların depolarında tedarik etmesi bölge ekonomisine güven verdi. Buda Suriyeli mültecilerin neden olduğu ekonomik kayıpları telafi etti.

Suriyeli mültecilerin yarattığı ucuz işgücü, yerel nüfusun orta ve alt ekonomik sınıflarını olumsuz etkilemiştir. Daha ucuz işgücü ile rekabet, vasıfsız işgücü piyasasında ücretleri düşürdü. Orta kesimler artan kira ve gıda fiyatlarından zarar gördü. Ayrıca Suriyeli sığınmacıların yanlarında getirdikleri para sıkıntısı ve satın alma gücünün düşmesi piyasalarda olumlu bir hava oluşmasına neden oldu. Suriyeli mültecilerden kira ücreti alamamaları, ev sahipleri ve kiracılar arasında ekonomik sorunların ötesine geçen sorunlar yarattı. Bunun bölge ekonomisini olumsuz etkilediği söylenebilir.Ayrıca bölgedeki çalkantı ve istikrarsızlık Türkiye'nin Ortadoğu ülkeleriyle olan ticaret hacmini de etkilemiştir. Suriye ve bölgedeki diğer ülkelerle  ekonomik işbirliği etkilenmiş, ithalat ve ihracat olumsuz etkilenmiştir.

Kamplarda yaşamamakla birlikte kayıt altında olanlar

Sağlık ve eğitim olanaklarından yararlanabilmekte ama aynı zamanda bazı ciddi sorunlarla karşı karşıyadırlar.Hiçbir kaydı bulunmayanlar: Her türlü ihtiyacını kendi olanakları ile karşılamak durumundadırlar.

Hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları bu sorunların çözümü için büyük çaba sarf etse de sığınmacı sayısının fazla olması ve uluslararası toplumun hassasiyet göstermemesi nedeniyle  tam olarak çözülmesi mümkün olamamaktadır
Göçmen sayısı çok, bölge de sorunlu olunca bu göç dalgası ister istemez birtakım sorunları da beraberinde getirmektedir. Bunlara örnek olarak sığınaklarda yaşayan kişilerin neden olabileceği sınır güvenliği ile ilgili sorunlar, sığınaklarda yaşamayan ancak kayıtlı ve herhangi bir kaydı olmayan kişilerin neden olduğu güvenlik sorunlarına örnekler verilebilir.

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum