Ertuğrul Günay: AKP sınıfta kaldı

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay AKP’den ayrılış süreci ve gündeme dair çok çarpıcı açıklamalar da bulundu.

Ertuğrul Günay: AKP sınıfta kaldı
28 Mayıs 2022 - 12:35

Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay AKP’den ayrılış süreci ve gündeme dair çok çarpıcı açıklamalar da bulundu.

Günay, konuşmasın da AKP’nin özellikle ekonomi ve hukuk adına sınıfta kaldığını vurguladı. Yıllarca önce yaptığı itirazlarının dinlenmediğini ve gelinen noktada artık çok geç kaldığını ifade etti.


1.AKP’den neden ayrıldınız, Erdoğan’la hangi konularda fikir ayrıldığı yaşadınız?

2007’de AKP’ye katıldığımda bağımsızdım. Baykal yönetimiyle 1994’den beri süregelen düşünce ayrılıklarım ve eleştirilerim nedeniyle 2004’de CHP’den ihraç edilmiştim.
2007’de Genelkurmay’ın 27 Nisan e-muhtırasına karşı çıktım.O eşikte sayın Erdoğan’dan Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP’de) siyaset yapmam üzerine ısrarlı öneriler aldım. 2007’de AKP, Avrupa Birliği (AB) ve kültürel çoğulculuk konularında hemen bütün partilerden daha ileri bir çizgide görünüyordu.

Ancak, 2011 seçimlerinden sonra parti yönetiminde, üst üste üç seçim kazanmaktan kaynaklanan bir kendini beğenmişlik oluştu.  Parti yüzünü halktan çok, rant lobilerine dönmeye başladı. İlk ihtilafımız buradan kaynaklandı.


 Eş zamanlı olarak ‘Arap Baharı’ denilen dönüşüm, ilginin AB’den Ortadoğu’ya kaymasına yol açmıştı. Suriye bataklığına anlamsız bir hayalle girilirken bu yanlışa karşı çıktım.
Başkanlık sistemi gündeme gelince, bunun bizim ülkemiz ve tarihsel yapımız için sakıncalı olduğunu söyledim.

En sonunda Gezi Parkının yapılaşmasına karşı çıktım. Kültür Varlıkları Koruma Kurulunun bu konudaki olumsuz kararını desteklediğim ve sayın Erdoğan’la tartıştığım toplantı, Ocak 2013’te katıldığım son Bakanlar Kurulu oldu.

2013 Aralık ayı sonunda yolsuzluk iddiaları ortaya atılınca, konunun siyasi müdahale olmadan araştırılmasını savunmam üzerine Disiplin Kuruluna verilmem istendi. Bu işlemi beklemeden partiden istifa ettim. O tarihten bu yana yine bağımsızım.

2. KHK’lı binlerce insan adalet bekliyor. Sizce KHK’lılar siyasete atılmalı mı?

KHK’lılar, 27 Mayıs’ın DP’lileri ve 147’leri, 12 Eylül’ün 1402’likleri gibi, suç aranmaksızın, peşin hükümle siyaseten ve kasten mahkûm edilmiş geniş bir mağdurlar kitlesidir. İçlerinde adli soruşturmaya muhatap bile olmayanlardan başlayarak, takipsizlik ve beraat kararı almış olmalarına karşın işlerine kavuşamayanlar olduğu gibi, pek çoğu da işlendiği sırada yasalarda suç sayılmayan meşru eylem ve tutumları suç sayılarak mahkûm edilmiştir.
Nasıl önceki dönemlerin haksız kararları tüm sonuçlarıyla ortadan kalkmışsa, KHK mağduriyetleri de er-geç sona erecektir. Bunca mağduriyete uğramış geniş bir kitlenin siyasete katılması sadece hak değil, demokratik hukuk devletine kavuşmak için aynı zamanda zorunlu bir görevdir.

3. Ülkemiz çok ciddi ekonomik problemler yaşıyor buna rağmen şu anki iktidar neden anketlerde birinci parti çıkıyor?

Öncelikle, bugünkü baskı ortamında anketlerin tam sağlıklı sonuçlar yansıttığını sanmıyorum. Bir çok insan gerçek kanaatini söylemiyor, çekimser kalıyor, yahut iktidar yanlısı görünebiliyor.

İkincisi, önemli medya ve sermaye kuşatması, aynı zamanda iktidarın çeşitli küçük çıkar bağlarıyla ilişki kurduğu milyonlarca muhtaç hane var.

Üçüncüsü, geçmiş yıllarda muhalefetin neredeyse görmezden geldiği, hak ve taleplerine kulak tıkadığı bazı toplum kesimleri var. Bu kesimler iktidarla, ekonomik yararlarını bile görmezden gelerek, duygusal bir bağı -azalarak da olsa- kısmen sürdürüyor.

4. 6’lı masa (CHP, İYİP, Saadet, DEVA, GELECEK ve DP) şu an birlikte hareket ediyorlar. Sizce farklı görüşlerden oluşan bu masa başarılı olur mu?

Farklı dünya görüşleri olan bu siyasi partiler “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” ana başlığı altında “Demokratik Hukuk Devleti”ni sağlam temeller üzerine oturtmak için ortak bir çaba sergiliyor. Bu imeceyi önemli ve anlamlı buluyorum, başarılı olmasını diliyorum.
Çünkü Türkiye siyaseti çok ‘şahsileşti’, gerginleşti ve ülke yönetilmez hale geldi. Farklı görüşlerin ortak çabası, ülkede hepimizin varlığını hukukun güvencesi altına alacak demokratik bir zeminin oluşmasını sağlarsa, bu sonuç ülkenin sağlıklı gelişmesi için önemli bir adım olacaktır.

5. Bir erken seçim tahmininiz var mı; erken seçin olursa Erdoğan’ın karşısına muhalefet hangi aday ile çıkmalı?

Erken seçim ülkenin gündemine her an gelebilir, tarih vermek kolay değil. Ama 2023 Haziran’ının bekleneceğini sanmıyorum. Bunun hukuki, siyasi nedenleri var. 2023 Haziran’a kalıyor gibi görünürse, uzatılma ihtimalinden korkarım.

Muhalefet, fiilen parti başkanlığı yapan Erdoğan’ın karşısına, cumhurbaşkanlığının ‘birleştirici’ tanımlarına uygun olarak, herkes için güven ve saygı telkin eden bir isimle çıkmalıdır. Bu isim dürüst, demokrat, deneyimli, barışçı, birleştirici ve bağımsız kimlik ve kişilikte, ‘fikri hür, vicdanı hür’ bir siyaset insanı olmalıdır.

Türkiye Cumhuriyetinin yeni cumhurbaşkanına,  her siyasal görüşten, etnik kimlik, inanç ve meslek kesiminden herkes, müktesebatına bakarak -kimsenin hukukunun çiğnenmesine göz yummayacağına- içtenlikle güven duymalıdır.

6. Doğu ve Güneydoğu’dan seçmen HDP’den kopuyor mu?

İktidarın yanlış, dışlayıcı, ötekileştirici politikaları nedeniyle, HDP seçmeninin koptuğunu değil, tam tersine daha büyük bir tepkiyle partilerine sahip çıktığını düşünüyorum. Öteki partilerin, seçilmiş belediye başkanlarının siyasi nedenlerle görevden alınması ya da asılsız nedenlerle milletvekillerinin tutuklanması karşısında tepkisiz kalışı, bence HDP seçmenini koparmıyor, kemikleştiriyor. 

7. Muhalefetin gündeminde olan parlamenter sisteme dönüş olur mu, eğer olacaksa da bunun için çözüm önerileriniz nelerdir?


Bugün, adına ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denilen yapının medeni dünyada örneği yok.


Sistemde hükümet yok; her yetki tek kişinin tekelinde; denge ve denetim organları işlemiyor. Bu sistem, örneğin ABD’deki başkanlık, yahut Fransa’daki yarı başkanlık rejimlerine benzemiyor. Afrika ve Asya’nın henüz demokratik bir yapıya kavuşamamış, yarı kabile devlet yönetimlerine benziyor.


2017’den bu yana başta ekonomi olmak üzere, her konuda freni patlamış kamyon gibi kötüye doğru gidişin nedeni bu gayrı- medeni sistem. O nedenle, bu yapının kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti ve insan hakları temelinde yeniden çoğulcu, katılımcı demokratik parlamenter yapıyla ve saydam ve hesap verir bir yönetim anlayışıyla değiştirilmesi gerekiyor.


Halka iyi ve gerçekçi örnek ve önermelerle, sabırlı ve kucaklayıcı bir dille anlatıldığı takdirde, bu değişimin önü kesilemez.

8. Gençler, akademisyenler, doktorlar yurt dışına çıkıyorlar. Gençleri ülkede tutmak için size neler yapılmalı?


Gençleri ülkede tutabilmenin yolu, bu ülkenin kaynaklarını israfa, kayırmaya, kişi ve zümre zenginleştirmeye değil, üretime, ar-ge’ye, yatırıma, teknolojiye ayırmaktan geçiyor.
Eğitimin sadece niceliğini değil, niteliğini yükseltmek, uluslararası alanlarda geçerliğini sağlamak gerekiyor. İnsanların yaşam tarzıyla değil, topyekûn yaşam kalitesini yükseltmeyi hedeflemek, hukuku, adaleti, özgürlüğü yaşamın temel kuralları haline getirmek gerekiyor.

9. Eski bir bakan ve deneyimli bir siyasetçi olarak tekrar siyaset hayatına dönmeyi düşünüyor musunuz?

Siyaset, bir toplumun yönetim sorunları üzerinde düşünmek ve bu alandaki tartışmalara katılmaktır. Bu anlamda siyasetten hiç ayrılmadım ve -aklı başında- yaşadığım sürece de ayrılmayı düşünmüyorum. Çünkü bu anlamda siyaset,  bir yurttaşlık hakkı ve görevidir.
Ancak, bizde, aynı zamanda bir parti içinde yer almak olarak düşünülüyor. O anlamda siyaseti, yaklaşık on yıl önce (2013’de) kapattım. Büyük bir zorunluk olmadıkça da açmayı düşünmüyorum.

10. Size Cumhurbaşkanlığı adayı teklifi gelirse cevabınız ne olur?

Cumhurbaşkanlığı, her yurttaş için onurlu bir makam ve büyük  sorumluluktur. Türkiye’nin, ‘tek adam’ yönetiminden kurtularak tekrar demokrasisini kurmaya çalıştığı bu eşikte, ayrıca büyük ve özel önemi de var.

Böyle bir görev için önerilmeyi, -ülkeme verdiğim bunca emeğin hatıralarda olumlu bir yansıma bulduğunu düşünerek- önce şükran ve saygıyla karşılarım; sonra -karar vermeden önce- çok geniş ve olabildiğince nesnel bir danışmaya ihtiyaç duyarım.
Çünkü, önemli bir görevi üstlenirken de, sürdürürken de en büyük ihtiyaç danışmanın erdemine inanmak ve bu erdemi içselleştirmektir.
 


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum